Kayıtlar

YAŞA(L)MAK

     Hayata karışmayı pek beceremeyenlerdenim. Bugün tesadüfen "Past Lives" diye bir filme denk geldim. Filmi de baştan sona izleyemedim aslında. Sonlarına doğru TV başına geçince final kısmını izleyebildim. Acıya, zorluklara rağmen kurulan, inadına hayatın bir parçası olan, hayattan payını koparırcasına alan bir karakter gördüm filmde.     Öyle sanıyorum ki ben hayata karışamamanın pişmanlığını ileri yaşlarda fazlaca taşıyacağım. Öyle olacak, eminim.....    Bunun suçlusu olarak görmüyorum kendimi. Şartlar böyle gerektirdi bir bakıma. Ya da belki de şartları ben bahane ettim her şeye. Öylemi, böyle mi derken de dünya kredisinin önemli bir bölümünü bitirdim zaten.    Karakter olarak insanlardan bir şey beklemek, medet ummak hiç bana göre şeyler degil. En ufak bir şeyde gemileri yakan, bağları çabucak koparıp atan, arkama bakmadan giden bir tipim ben.    Ondan yalnız kaldım zaten :)))    Ama şimdi duygusal bağlar kurma ...

Tahterevalli

     Hayatın karmaşık bir döneminden geçiyorum. 30'lu yaşlara veda ettiğim bu sene sanki bir dönüm noktası oldu benim için. Aslına bakarsanız dünya oyununda değişen bir şey olmadı. Tahterevalli üzerinde bir yukarı bir aşağı akıyor hayat her zamanki gibi ama ben eski ben değilim. Hissedebiliyorum bunu. Yaşıma kırk demek pek bir ağır geldi. Soranlara 39 diyorum hâlâ. Ergenlikten bu yana hayata dair kurduğum hayallerin hayal olarak kalması, hafızamda geçmişe dair hep acı hikayelerin dönüp durması, ebediyete yürüyenlere duyulan özlem ve daha neler neler geçti aklımdan doğum günümde bilemezsiniz.      Öyle ya da böyle ömrün büyük bir kısmını tamamladım. Ömür benim için parmağımdaki batık bir tırnak gibi; Varlığı da, söküp atması da acı veren bir hastalık gibi yaşamak aslında.      Bütün bunlara rağmen finale yaklaşmak, bitecek diye korkmak neden o vakit? İşte yazının başında bahsettiğim karmaşıklık burada başlıyor.      Hayata geç k...

Aynalar

 Bir filmde görmüştüm. Öğrenciler yıllar sonra çıkarılmak üzere çeşitli objeler, metinler ve benzeri şeyleri bir kutuda gömüyorlardı. Uzun zaman sonra okulun başka öğrencileri de onları çıkarıyordu. Geçmişten geleceğe bir mesaj kutusu adeta. Kim düşünmüşse muazzam bir şey. Bu şiir de sanki benim geleceğime yazılmış bir not gibi. Gelecekteki yalnızlığıma... "Aynalar bir aşina yüz arar.   Bulamazsa çatlar, ölür kahrından.   Ağaçlar sabırla göğe tırmanır,   Gülümseyen bir bulutun ardından.   Ve yüreğim, hayal kurar,    Bir dost arar durmadan.    Kurtulmaya çalışır yalnızlığından.    Geçmek bilmiyor zaman yalnız olunca insan.    Ölüp kurtulmak kolay.    Yalnızlık çok zor, inan....."

İmtihan

 Zorluklar yine misafirim oldu bu aralar. Acılar vefalı bir dosta benziyor:  Terketmiyor, her fırsatta sarıp sarmalıyor insanı.  Önce hiç bitmeyecek, hep sağanak yağacak gibi geliyor, sonra da bir bakıyorsun Gökkuşağı altında bir sakinlik, bir huzura bırakıyor yerini. Her sıkıntı bir tecrübe, bir bilgelik katıyor insana. Öyle bir öğretmen ki bu, ders almayan yok. Acının armağanı bize kattığı güç ve dirayet.  Şu an yaşadığım bu zorlukları on yıl evvel yaşıyor olsam bu cümleleri kurmayı hayal bile edemezdim. Ruhsal gelişmişlik tam da buymuş demek ki.  "… Yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş, beklemekte Acılar gözlerini dikmiş üstüme, nöbette Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum Hadi gelin üstüme, korkmuyorum..."

Gece

Hayat market poşetlerini taşımaya benziyor. Hevesle eline aldığın, yürüdükçe ağırlığını daha da derinden hissettiğin, kısa sürede de tükettiğin. Bu aralar bana market poşetlerim çok ağır geliyor. Bir poşet var ki taşıdığım, canımı çok yakıyor. Öyle ki ellerim yara, bere içerisinde. Taşıdığım bu yalnızlık çok ağır geliyor. Yalnızlık insanı canından bezdiriyor.  Böyle zamanlarda sabahları uyanmak bile istemiyor insan. Uyanmak hatırlamak demek. Uyanmak rüya aleminde unuttuğun bütün o problemlerin geri gelmesi demek.  Gece yok olmak gibi birşey benim için. Beraberinde bütün o dertlerin de yok olması. Her şeyin anlamsızlaşması, anlamın bile anlamını yitirmesi. Fırtınanın dinmesi ve yerini sessiz viranelere bırakması.   Gece hayata kısa bir mola vermek gibi. Bazen gece hiç bitmesin, rüyaların sonu gelmesin istiyorum. Karanlık beni sarsın, saklasın. Kimse beni bulamasın. Gece beni bırakmasın. "Tesadüfen gelmişim hayata, mecburen yaşıyorum. Doğarken neden ağladığımı yaşarken...

Kırılmak Kolay, Toparlanmak Zor: Rüzgar Kırdı Dalımı

Yıllar önce anlamıştım. Kendimi de çok uyarmıştım. Ataletin pişmanlığı ağır olacak. Hayatı kaçıracak, bir daha da yakalayamayacaksın. Hayattan intikam almak için yol verdiğin dostlukların yeri boş kalacak, dolmayacak bir daha. Hep söyledim kendime. Kendim söyledim, kendim dinledim. "Rûzgâr kırdı dalımı Ellerin günâhı ne? Ben yitirdim yolumu Yolların günâhı ne? Ne kış dedim ne bahâr İçtim sabâha kadar Erken ağardı saçlar Yılların günâhı ne?" Bazen kendimizi kaybediyoruz… ama yeniden bulmanın yolu, bazen bir cümleyle başlıyor.   Eğer bu satırlar sana da tanıdık geldiyse, yorumlarda buluşalım.  

Zaman

 Ağaçlar tomurcuk vermeye hazırlanıyor. Mevsim ilkbahara gebe. Yıl çoktan yeniledi kendini. Nereden baksan eski, motonon bir dönence. Geçenlerde hayal kurarken yakaladım kendimi. Yurt dışına gider iş bulurum, havam değişir falan derken kalakaldım birkaç saniye. Bunları yapmak için geç değil mi? 40 yaşıma pek bir şey kalmamış iken nedir bu ergen hayalleri?  Gençlik zamanlarımdan bu yana, geçen her yıl benzer hayalleri kurmuşumdur. Kısır bir döngünün içerisinde, sanki zaman da sene ile başa sarıyormuş, yaş geçmiyor, ömür bitmiyormuş gibi... Şimdi elde etmek varsa bir de son demlerde. Arzulanan her ne ise sahip olmak varsa son perdede, "Aldı felek, çaresi yok, Acısın Allah bana. Geç buldum, Çabuk kaybettim, Hicran oldu hayat bana!"