Tahterevalli

     Hayatın karmaşık bir döneminden geçiyorum. 30'lu yaşlara veda ettiğim bu sene sanki bir dönüm noktası oldu benim için. Aslına bakarsanız dünya oyununda değişen bir şey olmadı. Tahterevalli üzerinde bir yukarı bir aşağı akıyor hayat her zamanki gibi ama ben eski ben değilim. Hissedebiliyorum bunu. Yaşıma kırk demek pek bir ağır geldi. Soranlara 39 diyorum hâlâ. Ergenlikten bu yana hayata dair kurduğum hayallerin hayal olarak kalması, hafızamda geçmişe dair hep acı hikayelerin dönüp durması, ebediyete yürüyenlere duyulan özlem ve daha neler neler geçti aklımdan doğum günümde bilemezsiniz. 

    Öyle ya da böyle ömrün büyük bir kısmını tamamladım. Ömür benim için parmağımdaki batık bir tırnak gibi; Varlığı da, söküp atması da acı veren bir hastalık gibi yaşamak aslında. 

    Bütün bunlara rağmen finale yaklaşmak, bitecek diye korkmak neden o vakit? İşte yazının başında bahsettiğim karmaşıklık burada başlıyor. 

    Hayata geç kalmaktan korkardım hep ve işte geç kaldım. Buna Oblomovluk demek istemiyorum. Kendimce çabaladım aslında ama olmayınca da olmuyor. 

    Ve bana Sezen'in aşağıdaki şarkısını dinlemek düşüyor,


"Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgâr
 İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz
 Ve güneş aynaya baktığında çizgilerden
 Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz

 Yok, olmaz, erken daha
 Biraz geç kalın ne olur
 Hiç hazır değilim henüz
 Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
 Tanıdık değil bana güz

 Yok, olamaz, dur
 Dur, gidemezsin
 Gözlerimin rengi, dur
 Bulutlara dönemezsin
 Yok, alamazsın beni
 Deli zaman
 Dur, ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin

 Yok, olmaz, erken daha
 Biraz geç kalın ne olur
 Hiç hazır değilim henüz
 Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
 Tanıdık değil bana güz"
             

    

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gece

Aynalar

İmtihan